7 Mart 2016 Pazartesi

BİR KARABASAN GİBİ ÇÖKTÜN ÜZERİMİZE!

Bu yazı 7 Mart 2016 tarihinde Yeniyön.tv de yayınlanan köşe yazısıdır.


Birkaç gün önce attım bu başlığı bilgisayarımda; altı boş kaldı günlerce, sebebini bilemedim. Hafakanlarımla boğuşuyordum çünkü. Altını doldurmak; Zaman Gazetesi’nin hukuksuzca gaspedilip, üzerine çökülüp, kadın ve çocukların üzerine gaz sıkılıp tartaklandıkları bugüne nasipmiş meğer!

Bir karabasan gibi çöktün üzerimize…

Çokları Yezid, Süfyan, Diktatör, Faşist, Firavun diyor ya! Ben onları bile çok görüyorum sana.

Sen ne olduğu bile belli olmayan, tıpkı karanlık bir gölge gibi göğüs kafesimizin üzerine çöküp iradelerimizi ve hareketlerimizi tutsak eden bir karabasan olabilirsin ancak!

Gölge gibi karalığı ve üzerimize çökmesi sebebiyle karabasan deriz biz ona. Sen de; Müslümanların firâsetini gölgeleyen, münafıkça bir sinsilikle gelip oturdun göğüs kafesimize. Çöktün hayallerimizin üstüne! Sadece ümitlerimizi değil; ülkenin kaynaklarının ve kurumlarının da üstüne çöktün, kinle bezeli haramice açgözlülüğünle. Emdikçe emdin, tükettin tâkatimizi!

Kandırdın herkesi yalan vaadlerinle, bizce olan ifâdelerin ve kulağa hoş gelen hitâbetinle! ‘Gömlek değiştirdik!’ dedin ama bizler üzerine giydiğin yeni gömleği farkedemedik. İnandık sana ve bize demokrasi vaad eden tatlı sözlerine.

Yükseklere çıkmakmış belli ki tek amacın omuzlarımıza basarak. Çıkmaya çalıştığın kayanın üzerinde elinden tutup çeken başka hâinler varmış meğer. Bizler, halkın omuzlarında yükseliyor zannediyorduk seni oysa. Sırtına çuvallar da doldurmuşsun duvarın ötesinde lazım olur diye! Biz de ne kadar da ağırlaştı birden bu; ama olsun diyorduk safça! Demokrasi gelecekti ya! Olsundu!

Duvara çıktığın ilk anda bize de el uzatacağını sandık da; sen tekmeledin bizi ilk fırsatta. Bizi de çekmek için yardım maksatlı uzattığını sandığımız el, senin hadi; çıkmak istiyorsanız öpün, bîat edin demenle tokat gibi indi suratımıza! Uyandırdı bizi daldığımız demokrasi serâbından!

Ben buraya kendi çabamla çıktım diyen tarihteki örneklerine karıştın talihsizce! Utanmadan bir de nutuk attın bize duvarın üzerinden. Bu sefer kin, nefret ve öfke taşıyordu dudaklarından; tatlı sözler ve iltifatlar kaybolmuştu artık. Siret, sûret’e ilk defa yansımıştı! Şu mırın kırın edenler var ya!’ işte onlar ‘paralel’, ‘örgüt’ dedin insafsızca! ‘’Haşhâşi’’ dedin, haramîliğini örtmek için, masum insanlara. Terörist dedin ve çöktün kurumlarına! Nasılsa hâlâ inananlar çıkar deyip ümit tacirliğine devâm ettin ve duvarın üzerine sizin için çıktım dedin insanlara. Yine inandırmayı başardın saf kitleleri kendine. Ustalıkla çevirdin onların bakışlarını; senin sırtındaki çuvaldan içlerindeki ‘’hâin!’’ masumlara… Birbirleriyle uğraşırlarken çuvalı görmezler diyen aklınla; maharetini sergiledin büyük bir ustalıkla.

Nasıl inanmasınlardı ki sana! Ben buraya çıkmazsam aşağıda kaos çıkar, istikrar bozulur dedin, inandırdın onları; korku saldın yüreklerine. Nedense bir anda patlak veren terör saldırıları bir sinema perdesi gibi besledi o korkularını!

Tam kurtulduk dediğimiz anda, Ergenekon ahtapotunun kollarına attın gene bizi! Bilmiyordun ki önce senin boğazını sıkacak, sonra bizimkini; istediğini aldığında.

Bir karabasan gibi çöktün üzerimize…

Felç ettin idrakleri, vicdanları. Artık kan ve gözyaşına bile tepki veremez oldu insanlar. Anayasayı takmıyorum diyen adamlarına ve sana, milletin bir yerine koyacağız diyen iş adamlarına, Google’dan ‘’ayet sallıyorum’’ diyen bakanlarına, seni peygamber îlân eden yalakalarına, yolsuzlukları zıvanadan çıkmış avânelerine, ormanları katleden mütahitlerine; evde eğitimsiz bırakılmış kendi çocuklarına, ceplerindeki parasızlığa, etrafında artan suç oranlarına, birbirine düşman kesilmiş yığınlara, bölünmek üzere olan güneydoğu’ya bile ses çıkaramıyor insanlar artık!

Her yeri; milletin bünyesini ve devlet aygıtını, senin her refleksi felç eden korkun ve gölgen kapladı, çöktü milletin üstüne.

Çıkarlara, rantlara, yalakalıklara, ispiyonculuklara dayalı yalancı maddi cennetinin veya tehditkâr uslubunla, fakirlikle, korkutmayla, kayyım atamalı hukuksuz gasp ve türlü türlü haramîliklerle bezediğin yalancı cehenneminin korku tünellerinde geçiyor hayatımız; her gün farklı bir hafakanla uyanıyor gözler sabaha!

İngilizce incubus derler karabasana; Latince incubāre den gelir üzerine yatmak anlamında. Kuluçkaya yatmak anlamındaki incubate de bu kökten gelir. Tıpkı önce irâdelerimizin, adâletin ve devlet aygıtının üzerine yatıp onları felç ettiğin ve sonra da âdîlik, çirkeflik ve haramîlik tohumuyla döllediğin yumurtaların üzerinde kuluçkaya yattığın gibi; adına ‘’Yeni Türkiye!’’ dediğin rant civcivleriyle dolu faşizm kümesi hülyâsıyla…

İngilizce’deki anlamıyla ağırlık, kâbus, gece terörü, uyku terörü, uyku felci de denir karabasana. Hattâ, Batı folklorü bağlamında; uyuyan insanların üzerine çöken veya bu yolla kadınlara cinsel istismarda bulunan düşsel şeytanî ruh da denir ona.

Baskıcı, bunaltıcı, zulmedici, zâlim anlamları da yüklenir Karabasana.

Tıpkı senin yaptığın ve hissettirdiğin gibi! Her geceye senin tâcizlerinle dalıyor, kurumları gece basan yalaka polislerinin gaz bombalarıyla uyanıyor, çaldığın geleceğimizin ah-u efganıyla inliyoruz yatağımızda hareketsizce… duygular lâl olmuş bir vaziyette!

Bunaltmadığın, zulmetmediğin, hakâret etmediğin kesim kalmadı yıllardır. Zâlim olarak geçeceksin tarih sayfalarına. Söylediğin her yalan çarpılıyor suratına. Hattâ sen üzerimizden çekip gitmeden tek tek yaptıkların yalanlıyor seni. Her yalan bir başka yalanı takip etmek zorunda kalıyor çünkü.

Hırsınla yok ediyorsun inşâ edilmiş herşeyi; ülkenin kazanımlarını ve geleceğini. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar derler ya, senin ki o kadar bile dayanmayacak. Zîrâ hırs ve öfke meş’alesi ile canlı tutmaya çalışıyorsun o mumu. O ise sadece o mumu daha hızlı eritmeye yarıyor! Bunu gören etrafındaki yalaka fareler tek tek başladılar gemiden atlamaya! Panik yaptın ve daha çok hatâ yapıyorsun! Debeleniyorsun üzerimizde. İyi bir iş yaptığını sanıyor ahmak avânelerin. Oysa sen can çekişmektesin! Can çekişirken bilinçsizce attığın son üç-beş tekmeye de sabrediyoruz sadece. Senin saray soytarılarının sahte zafer çığlıklarını dinlemiyoruz bile! Tek duyduğumuz kemiklerinizin korkudan titreyiş sesi! Bastıramıyor o sesi, yapay böğürmeleriniz!

Sosyolojiyle savaşarak kaybettin! Kendinle savaşarak bitiriyorsun kendini! Zîrâ keskin sirke küpüne zarar verir ancak! Uyarılmıştın oysa vakti zamanında…

Gün gelecek! Bugün zulmettiğin insanlar edeplerinden sadece ‘’yazık etti kendine!’’ diyecekler. Bir rüyamda, etrafımdaki insanlar zafer gösterileri yaparken; benim bir kaldırım taşına oturup sizler için hıçkırarak ağlayarak ‘’bunun için âhiretinizi mahvetmeye değer miydi?’’ demem gibi meselâ!

Ama bil ki kandırıp üzerine çöktüğün insanlar en büyük küfürleri edecekler sana. Hattâ bugün etrafında olan çıkarcı yalaka ve şaklabanların ihânetleriyle sarsılacaksın o küçük hücrende! Soğuk titretir insanı, korku da hafakanla titretir, panik ataklar olarak gelir; ama ihânet, vicdanını bile depremlere uğratır, yerini öfke ve kin enkazına çevirir ve adamın benliğini yer bitirir!

Hiç sosyoloji bilmesem bile rüyalarımda bitmiştin sen zâten daha sürecin en başlarında! Bayırın sonuna kadar şefkatle peşinden gelen o Zât, geri gel demişti sana hani; öfkeyle yoluna devam edip arkana bile bakmamıştın… Gayretullah’ın gök kapıları açılmıştı sonra yüzüne… O zamandan biliyordum geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini!

Yine başka bir rüyada senin yüzün öfkeden kıpkırmızı kesilmişti de vücudun nöbet geçirircesine titremeye başladığında insanlar kaçışmaya başlamışlardı. Başka bir boyutta oluşan gerçek bir depremden kaçışıyorlardı…

Yine başka bir rüyada saldırmıştın üzerime öfkeli kalabalıklara hitap ettikten sonra; yazdığım bir yazıdan dolayı. ‘Rabbi yessir…’ duasını okumamla üzerime kapaklanmıştın ölü vücudunla. Bir tüy gibi uçuvermişti öfkeyle kabaran ruhun, sâde bir dua üflemesiyle…

Başka bir rüyada; insanları büyük bir stada doldurmuş, planlı, büyük, kanlı bir felâketin içerisine atmak üzereydin. Melekler müdahale edecek ve bir âfet getireceklerdi senin yüzünden o stattaki halkın üzerine. Hattâ ‘’melekler o iş için indiler!’’ ifâdesini duydum bir yerlerden de bir dostumu vazgeçirmeye çalışıyordum o stada girmekten. Zâten maddî afete gerek de yok! İmanların kaybı en büyük âfettir zîrâ!

Sonra, ‘’bir Pazar günü ölecek!’’ dediler senin için bir başka rüyada. Beklemekteyim sabırla!


Yıllarca çekilen fakirlikler, hukuksuzluklar, darbeler ve haksızlıklar altında inim inim inleyen câhil halk, senin söylediğin ‘mutlu yarınlar’ ninnileriyle dalmıştı uykuya, sana güvenerek.

Oysa sen bir karabasan gibi çöktün üzerimize… Felç ettin idrâklerimizi. Sadece ülkenin kaynaklarını değil; hayallerimizi de çaldın, bize zulmettin! Kayyım denilen haramîlerle çöktün üzerimize!

Hayır! Sen aslında kendine zulmettin, âyette de dendiği gibi.

Bizler bir şekilde uyanırız sabâha ve yeniden başlarız her şeye; bir şekilde tutunuruz hayâta.

El ele vererek Çanakkale felâketlerinden kurtulmayı başarmış bir millet, başına gelmiş bu ikinci büyük felâketten de kurtulur Allah’ın izniyle.

Eğitim, adâlet, güven, ekonomi, istikrar, devlet itibârı, toprak bütünlüğü, emniyet… Herşey çöküyor bir bir!... Enkazını toplamak ve ülkeyi sıfırdan yeniden dizayn etmek bize düşecek yine… Hazırım, bekliyorum!

Her şeye rağmen sen sadece baskıcı bir gölge, bir karabasan olarak çekilip gideceksin üzerimizden. Geleceğimize tecâvüz edemeyeceksin! Bir süreliğine felç ettiğin irâdemiz, şahlanacak gölgen kaybolduğunda. Cemre düştü artık toprağa! Bizler bahâra uyanırız da senin sahte ampül ışığın eriyip gidecek nurumuzun bağrında…

Yıllar önce benim de üzerime birkaç kez karabasan çöktüğü olmuştu! Teslîm olmak karakterimde olmadığı için yumruk atmaya çalışmıştım ona; hareket edemiyordum ama. Bir ayetel kürsi ile kaçacak delik aradığında anlamıştım; aslında karabasanların ne kadar da zayıf ve çâresiz olduklarını… Belki de o yüzden sâde bir dua ile yıkılıvermiştin rüyamda da!

Bir karabasan gibi çöktün üzerimize…

Üzerimizden çekilip gideceğin kutlu ân için yalvarıyoruz Rabbimize.

Selâmetle uyandır bu milleti ya Râb!

Ferdun, Hayyun, Kayyumun, Hakemun, Adlun, Kuddus!

Ve rüyamdaki gibi derim: Rabbi yessir, velatu assir, Rabbi temmim bil hayr ve bihi!

İletişim:
Tüm yazılar için blog: http://akliselim.blogspot.com
Twitter: https://twitter.com/ugur_tezcan