9 Şubat 2016 Salı

CEMAAT NEDEN VE NASIL KAZANIYOR? (7)

Bu yazı 4 Şubat 2016 tarihinde Yeniyön.tv de yayınlanan köşe yazısıdır.


Yaşadığımız sürecin ülkemize ve Hizmet Hareketine olan katkılarına devâm edelim.

AKP ve Hükümete bakan yönleriyle…

Bölünme noktasına gelen toplumsal kesimler bundan böyle bir arada yaşamanın formülleri üzerinde çalışmaya başlayacaklardır. AK Parti artık tabelası bile kalmayacak şekilde tarihin çöplüğüne atılacaktır. Eskiçağa dayalı mistik, tarihî drama konulu bazı Hollywood filmlerinde, birtakım lanetlenmiş kavim veya gruplardan bahsederken ‘’hani o isimlerini kullanmadıklarımız var ya!’’ şeklinde bir tanımlama yapılır. Böylece onların isimlerini bile telaffuz etmenin bir lanet, korku veya utanç vesilesi olduğu ifâde edilmek istenir. Bugünkü bazı siyâsîler ve AKP hakkında da gelecekte buna benzer bir iğreti durumu ve unutmaya çalışma hâli yaşanacağını düşünüyorum.

İşte böyle bir dönem geldiğinde Hizmet Hareketi gibi dinamik, eğitimli, gelecek vaad eden, geleceğe ait bir plan ve projesi olan, diyaloğa açık, en önemlisi de her açıdan dibe vurmuş bir toplumu kısa sürede onarma işinde mahâret sergileyebilecek Yusuf misâli bir kahramana, iş ortağına ihtiyaç duyulacaktır. Yusuf (a.s.) eski Mısır için böyle bir fonksiyon edâ etmiştir. Emre Uslu’nun da işâret ettiği gibi ‘AKP, ilk 10 yılında arkasındaki Cemaat aklının destek ve yardımıyla güzel işlere imza attı’. Ne var ki sonradan rotasını Ergenekon’a ve çıkarlarını korumaya çevirdi. Cemaat’i kanun dışı işlerine ve çıkar sağlama ağlarına bulaştıramadığı için onun bürokrasideki varlığından korktu ve Ergenekon’un fısıltılarına inanarak Cemaat’i bertaraf etmeye kalkıştı.

Ancak Cemaat ile çatışma sonucunda ülkeyi idâre etme noktasında aniden zorluklar yaşamaya başlandı; ülke IŞİD ve PKK’nın cirit attığı, her türlü yolsuzluk ve hırsızlığın rahatça işlenebildiği bir konuma geldi. Devlet politikaları ve atılımlar durdu, ekonomi yalpalamaya başladı. Ülke bölünme noktasına ve büyük bir savaşın eşiğine getirildi. Sorun yaşamadığımız komşu devlet neredeyse kalmadı. Müslüman ülkeler arasında itibârımız sıfırlandı. Arap sokakları iç politikamıza malzeme yapılırken o ülkelerin hassasiyetleri dikkate alınmadı. İç politakaya dönük bir manevra ile AKP tabanını heyencanlandırma adına para ödenerek sokaklarda Türk bayraklı ‘’Halife Tayyip’’ gösterileri yaptırılan bazı Arap ve Türkmen köylüler dışında Arap dünyasında pek dostumuz yok artık. Aksine Türkiye’nin ‘’hilâfet’’ tandanslı emelleri daha da sorgulanmaya başlandı. Ali Bulaç gibi aydınların; Arap dünyasında ‘’abi rolü’’ oynamayın şeklindeki uyarıları işte bu hatalara işâret ediyordu. AKP Hükümetinin yanlış yönlendirerek Sisi’nin kucağına attığı Mursi ve Mısır, Libya ve Suriye konusunda yapılan hatalar da bunlara örnektir.

İlâveten; AKP’nin son üç yılda yaptığı hukuksuz müdâhaleler ile ülkemizde istihbârat ve adâlet sistemleri çöktü; ciddî güvenlik zaafları yaşanmaya başlandı. Kısaca; oluşan güvenlik açıkları ve istikrarsızlık yüzünden ‘’devlet treni rayından çıktı’’ (Ali Ünal); şu anda da devrilmek üzere.

Emre Uslu’nun katıldığım bir görüşü var: ‘’Yarının Türkiye’sinde söz sahibi olmak isteyen hangi siyâsî görüş olursa olsun, Cemaat’in bu aklını yanında görmek isteyecektir.’’ Cemaat’in vasıf ve kaabiliyetlerini bizzat gözlemlemiş olan geleceğin siyâsî partileri, bu dinamik ile çatışmak yerine onunla, bürokrasi ve sivil insiyatif yoluyla, çalışmak isteyeceklerdir. Devlet aygıtının sadece Cemaat ile değil, tüm unsurları ile barışarak onlarla birlikte çalışması ülkeyi şahlandıracağı gibi toplumsal kaynaşma ve huzuru daha iyi bir noktaya getirecektir. Hattâ böyle kaotik bir süreçte Hareket’in Kürt sorununu sivil yöntemlerle çözmede gösterdiği ama AKP’ce çelme takılan başarısı ve diplomasi konusunda AKP’ye verdiği ama dinlenmeyen tavsiyelerindeki haklılık (Mavi Marmara, Mısır, Suriye gibi) ve ondan doğan felâket sonuçlar göz önüne alındığında; Hizmet Hareketi ve onu besleyen ‘aksiyona dönüşmüş felsefenin’ desteğine ileride daha çok ihtiyaç duyulacak ve ona itimâd edilecektir.

Sadece Emniyet’e bile göz atmak bu konuda yeterli bir fikir verecektir sanırım. Hem emniyet birimlerimizin planlı gayretleri hem de Cemaat’in güneydoğudaki eğitim ve hizmet faaliyetleri neticesinde PKK ve KCK bitme noktasına gelmişti. Oysa AKP, terör örgütü ile Oslo’da yaptığı anlaşmada Cemaatin bölgede bitirilmesini gündeme alabildi. Nitekim, o plana göre de hareket etti ve böylece KCK ve PKK’ya ihtiyacı olan hayat öpücüğünü vermiş oldu. Bugün geldiğimiz noktada ülkede iç savaş durumu oluştu; devlet öğretmenlerini bile bölgeden çekti ve bölge halkını ateş çemberinin içinde bıraktı. Hatırlarsanız bir süre önce bir emniyet amirinin basına sızan ses kaydında PKK ile çıkıp çarpışacak polis bulamıyorum deniyordu. Yine bir TV kanalına konuşan bir analizci, yaptığı değerlendirmede Cemaat’i tasvip etmediğini ancak devlet gerekli şartları sağlamadığı hâlde o ‘’paralel’’ denen insanların hiç düşünmeden kendilerini kurşunların önüne attıklarını söylemişti. Bugün o insanlar AKP tarafından sürüldüğü veya tutuklandığı için ülkede önemli bir istihbarat ve emniyet zaafı oluştu. Bu, terör sarsıntısı geçtiğinde daha net anlaşılacaktır.

Devletin tüm yargı ve istihbârat sistemini elinde tutan ve bir kukla gibi oynatan İslâmcı AK Parti ve Ulusalcı-Kemalist Ergenekon’a rağmen, Cemaat kurumlarının baskınlardan, soruşturma ve tutuklamalardan tertemiz çıkmış olması toplum nezdinde hakkındaki ön yargıların daha rahat bir şekilde kırılmasını sağlayacak ve bahsettiğim zeminlerin oluşmasını kolaylaştıracaktır. Emre Uslu’nun da işâret ettiği bir gerçek var. Herkes biliyor ki; eğer bu yoğunluktaki baskınlar, soruşturmalar ve teftişler başta AKP olmak üzere her partiye ait belediyelere, başka vakıflara, hatta Milli Eğitim dahil devlet diğer kurumlarına yapılmış olsa idi hiç biri bu kadar temiz çıkamazdı. Cemaat, kendisine atılan bütün iftirâlardan; hattâ ön yargılardan bile temizlenerek çıkıyor süreç sâyesinde ve daha çok şey öğreniyor. Zamanı geldiğinde, Yusuf’un mâsûmiyeti gibi, layık olduğu değere kavuşacaktır.

Ayrıca, Uslu’nun belirttiği gibi Cemaat, tüm baskılara rağmen şiddete başvurmadı ve dünyada bu konuda İslâmcılar hakkında varolan önyargıların kendisi için geçerli olmadığını göstermiş oldu. Yapılan baskın ve teftişlerde herhangi bir illegal suç deliline rastlanamadı.

Bu hususta tarihe not düşmek adına şu örneği de zikretmek istiyorum. Cemaat’in kurumlarından birisine atanan bir kayyımın incelemeler sonucunda dosyalarda ve hesaplarda en ufak bir suç unsuru oluşturabilecek bir hatâ bile bulunamayınca sinirlenip, ‘bu kadar mükemmel ve titiz çalıştıklarına göre kesin bir planları vardır’ demek sûretiyle ille de art niyet ithâmında bulunması; yaşanan cinnet hâlini, yürütülen Cadı Avı’nı ve siyâsîlerin atananlar üzerindeki suç oluşturma baskısını net bir şekilde anlatmaktadır.

Bu temiz olma hâli de Uslu’ya göre, Cemaat’in esnaf tabanınında; yaptıkları bağışların adreslerine gittiği şeklinde bir güven tazelemesi görevi görecektir. Kanaatimce, diğer çekingen kesimlere de ileride daha bir güvenle Hareket’in faâliyetlerine maddî ve manevî anlamda katkıda bulunma konusunda cesâret verecektir.


Devâm edeceğiz…